Kullanıcı Adı: Şifre:
Sitemizde 556 üye 275 yorum 291 meslek 240 haber bulunmaktadır. İş defterinde ise 4088 başlık altında 4786 yorum bulunmaktadır.

Diğer Konular

Finansal Kriz

2009-08-26 03:00:09


Mortgage, alacağı evi ipotekleyerek uzun vadeli sabit veya değişken faizli kredi alma anlamına gelmektedir. 2008 yılının ikinci yarısında yaşanılan finansal kriz, uluslararası ismiyle altgelir grubu mortgage krizi (subprime mortgage crisis), altgelir grubu mortgagelerinde yüksek düzeyde yatırımı bulunan mortgage şirketlerinin, yatırım kuruluşlarının ve devlet destekli girişimlerin iflaslarının tetiklemesi ile global kredi pazarının ve banka sistemlerinin likidite açısından zor duruma düşmeleri olarak tanımlanabilir.
Krizin başlamasında etkin olan nedenlerin basinda 2005-2006 yılları arasındaki ayarlanabilir faiz oranlı mortgageler (adjustable rate mortgages, ARM) ve borcun geriye ödenmesindeki yüksek oran olarak söylenebilir. Faiz oranlarının 2001 krizinden sonraki düşük seviyesinden sıyrılarak yükselmeye başlaması alt gelir grubunun borçlarını tekrar yapılandıramamasına yol açmıştır. Borçların zamanında ödenememesi ve ipotekli malların haczi doğal olarak ev fiyatlarını da aşağıya çekmiştir. 2007 yılında gerçekleşen hacizlerin 1,5 milyon adede ulaşmış olması ve bu rakamın 2006 yılındakinin yaklaşık y fazlası olması da bunun bir göstergesi sayılmaktadır.
Problemi tam olarak anlamak icin, cok basitlestirerek incelemeye çalışalım: Varsayalım ki 3 grup insan var. A kisileri ipotekli konut kredisi alan alt gelir grubuna ait bireyleri, B ve C kisileri de Wall Street'te iki ayri grup bankaciyı temsil ediyor olsun. A kisileri pasif pozisyondadırlar. Uygun ve kolay elde edilen konut kredisini aliyor ve konut fiyatlarının artması durumunda kredilerini odemeye devam ediyor, konut fiyatları artmazsa odeyemiyor oldugunu varsayalım. B ve C gruplari stratejik olarak A grubuna kredi vermeye, ve bu kredi riskini kendi aralarinda bolusmeye karar vermiş olsunlar. Bu varsayımlar altında 3 ayri senaryo dusunebiliriz.
Senaryo 1: B ve C gruplarinin ikisi de konut fiyatlarinin artacagini dusunuyorlardır. Bu senaryoda, B ve C grubu, A grubuna gereginden fazla kredi verip risk alirlar. Aralarinda bu riski bir sekilde bolusurler. Konut fiyatlari dustugunde ve A grubu borcunu odeyemeyince B ve C zarar eder. B ve C'deki zarar toplami tamamen A'nin odeyememesiyle ilintili zararlardır. Bu senaryoya göre, piyasadaki 2008'in Agustos ayinda ipotekli konut kredisi ya da diger krediler ile iliskili kayipların toplamı olan 500 milyar dolarin[9] tamami finans piyasasina girmesi beklenen ama girmeyen paradır.
Senaryo 2: B ve C gruplari arasinda fikir ayriligi var olsun: B konut fiyatlarinin artacagini dusunurken, C grubu ise azalacagini dusunuyor olsun. Konut fiyatlari uzerine bahse girecek enstrumanlar piyasada olmadığından dolayı B grubu A grubuna kredi verip risk alirken ve bu riski tutarken; C grubu kredi vermemeyi tercih etsin ve riskli enstrumanlari elinde tutmasın. Konut fiyatlari dustugunde, B zarar eder, C zarar etmezi. Ancak B ve C bu konuda bahse girmedigi icin, piyasadaki toplam zararlar yine A'nin odeyemedigi para, yani 500 milyar dolar olarak kalır.
Senaryo 3: Senaryo 2'deki gibi B ve C grupları arasinda fikir ayriligi olsun, ancak B ve C konut fiyatlari uzerine bahse de girebiliyor olsunlar. Örneğin, bu ipotekli konut kredi riski tasiyan enstrumanlarin "short sell" edilebildigini, ya da bunlarin opsiyonlarinin piyasada oldugunu dusunelim. Bu durumda B, A grubuna kredi verirken C vermiyor olsun. Bu kredi riski enstruman haline getirildiğinde (finansal mühendisliğin ilgi alanı), C ve B bu enstrumanlarin degeri uzerine bahse girebilirler. C bu enstrumanlarin degersiz oldugunu dusundugu icin "short sell" eder, ya da "put option" alır. Bu enstrumanlarin fiyati C tarafindan dusuruldugu icin, B daha da cok enstruman alarak, "put option" satarak.. vs konut fiyatlarinin dusmesine daha da yardımcı olur. Konut fiyatlari dusunce, piyasaya girmeyen para 500 milyar dolar olarak gerçekleşirken, B'nin zarari 700 milyar dolar, C'nin kari 200 milyar dolar olabilir.
Görünen odur ki yaşanılan kriz gercekte senaryo 2 ile senaryo 3 arasinda bir yerdedir. Senaryo 2 ya da senaryo 3'ten hangisinde oldugumuzu anlamak, durumu analiz etmek icin cok onemlidir çunku senaryo 3’te bulunmak kriz acisindan açıkça senaryo 2'den daha tehlikelidir. Ayni miktarda zarar icin piyasada bir grubun kar yapmasi ve digerlerinin daha cok zarar etmesi, sirketlerin iflas ihtimalini arttirmaktadır, bununla birlikte panik ihtimali de artmaktadır.
Krizin ekonomik açıdan etkilerine bakılacak olursa, inşaat endüstrisinin ve bu endüstrinin tedarikçilerinin dar boğaza girmesi, sektörün küçülmeye başlaması ve tüketicilerin harcamalarında kısıntıya gitmeleri sayılabilir. Direk finansal piyasalara olan etkileri ise yatırım bankalarının i)ipotek kredilerinden ve ii)“mortgage-backed securities (MBS)” olarak ifade edilen ve genellikle bankalarin ipotek hizmetlerini finanse etmek, faiz farkindan gelir elde etmek amaciyla piyasaya surdugu degerli kagitlardan kaynaklanan zararlarından bahsetmek mümkündür. MBS’ler esasen satın alanlarin bir anlamda mortgage yontemi ile borclananlara dolayli olarak –piyasaya sürdükleri değerli kağıtları satın alarak- borc vermelerinin adıdır. Borc verdikleri kisinin borcunu karsilayabilecek varligi gercekten var midir diye incelemek zorunda kalmamaları MBS’lerin satın alanlar açısından güvenilir bir enstrüman olarak algılanmasını sağlamıştır. Çunku satın alana teminati veren borclu degil, bankadir. Kagidin vadesi geldiginde de anaparayla birlikte genellikle mortgage sahiplerinin bankaya odediginden daha az bir faiz elde edilir. Aradaki fark ise bankanin kazanci olur. Dolayısıyla banka mortgage sahiplerinden geri ödeme alamamaya başladığında üstüne bir de MBS’lere verdiği teminatla karşı karşıya kalmaktadır.
Özetleyecek olursak, bankalarin ve finans sirketlerinin bir kisminın ipotek kontratlarindan ve turevlerinden zarar etmesi, bu kuruluşları kisa vadeli borclarini finanse edememe noktasina getirdi. İflas edenler piyasadaki guveni azaltti, faizler yukseldi, kimse kimseye borc vermek istemez hale geldi. Bu da bankalarin borclarini finanse etmesini daha da zorlastirdı ve iflas ihtimallerini arttirdı. Finansmanda zorlanan, iflas ihtimalleri artan bankalar bilancolarini kuculterek iflas riskini azaltmaya calismaktadırlar.
Finans sektorunun bilancolarini kucultmeleri demek, ayni zamanda reel sektore borc vermeyi azaltmasi/durdurmasi demektir. O halde, finans sektorunde yasanan sorunlar yakinda reel sektorde sirketlerin borc alamayip reel yatirimlarini durdurmasina, isci cikarmasina vs yol acacaktır. Benzer sekilde insanlarin da borc alamayip harcamalarini kismalarina yol acacaktır. Bu açıkça tüketimin azalmasına yol açacaktır.
700 milyar dolar büyüklüğündeki bir devlet müdahalesi, ABD'de buyuk ihtimalle para basilarak saglanmaz. ABD bu parayi, diger devlet harcamalarini finanse ettiği gibi devlet bonolari basarak, ic piyasadan ve dis piyasadan borc alarak sağlayacaktır. Böylelikle ABD’de butce acigi ve cari acik artacaktır. Oysa Türkiye gibi gelismekte olan ülkelerde kriz donemlerinde disaridan para girisi olmadigi icin ya IMF gibi kriz kaynaklarina yonelinmektedir veya para basarak sinyorajla (enflasyon vergisi) kriz finanse edilmeye çalışılmaktadır.
Bunlarla birlikte piyasada likidite sikintisi var demek piyasada yeterince likidite yok demek degildir. Sadece bireysel ya da kurumsal olarak kimse kimseye borc vermek istemiyor demektir ki, kaliteye ve likiditeye kacis durumu soz konusudur. Ancak ABD bonolari yeterince likit ve guvenli olduğundan dolayı dis ulkelerden para girisi olmasa bile, ABD bono basarak ic piyasadaki parayi koordine edip bankalara aktarabilir. Yine de tahminler ABD bonolari piyasaya sununca faizlerin de yukselmesiyle dis ulkelerden de ABD'ye para girisi olacağı yönündedir.
Bireysel olarak en çok sorulan soru neye yatirim yapilabieceğidir. ABD'nin borclanmak icin faizleri arttiracagini, dis piyasadan ulkeye para girisi olacagini dusununce dolarin yakin gelecekte daha da deger kazanmasi cok yuksek ihtimalli gorunmektedir.
Türkiye açısından bakacak olursak ihracatın ve ithalatın azalacağını söylemek mümkündür. İthalatın da ihracatla paralel azalmasının nedeni iç piyasanın durdunlaşacağı beklentileridir. Özellikle dayanıklı tüketim malları, emlak ve insaat sektörlerinde hatırı sayılır daralmalar görülecektir. Dolayısı ile tarım dışı istihdam 2009 yılı için ciddi ölçüde azalacak, başka deyişle issizlik artacaktır. 2004-05 teki buyume hızlarında bile issizliğin ciddi olarak dusmediği ülkemizde bu ekonomik daralmada ve düşük büyüme hızlarında işsizliğin artmaması beklenemez. Ancak petrol fiyatlarındaki gerileme dış ticaret açığımızı azaltacaktır. Aynı zamanda ekonomik durgunluk dönemlerinin genel özelliği olarak enflasyonda da düşüş beklenmektedir. Sonuç olarak 2009 ipotekli konut kredisi krizinin yayılan dalgalarından dolayı toplumsal ve sosyal olarak zor bir yıl olacaktır.

gultaslky (30, İstanbul, Akademisyen) - 2009-08-26 03:00:09


Finansal olarak zor durumda olan ve ardarda zararlar açıklayan bankalar için düşük oranlı faizle kredi vererek ya da imtiyazlar tanıyarak ABD hükümetinin bir kamu şirketini iflastan kurtarma müdahalesi olarak açıklanabilecek olan “one-off bailout”lar devreye sokuldu. Bu müdahalelerin kısa bir kronolojisi:
• Northern Rock finans bulmakta zorlandığı ve iş yapmaya devam edebilmesi için 17 Şubat 2008’de kamulaştırıldı.
• Bear Stearns Mart 2008’de J.P. Morgan Chase tarafından 1.2 milyar dolara satın alındı.billion. FED Bear Stearns’a geri ödemesiz olarak 29 milyar dolarlık bir kredi sağladı.
• Eylül 2008’de Hazine Bakanlığı Fannie Mae ve Freddie Mac’in yönetimleri üzerinde koruyucu(conservatorship) olacağını açıkladı. Bu iki bankanın toplamda 5 trilyon dolarlık MBS ve borca sahip olduğu biliniyordu.
• Merrill Lynch, Bank of America’yı Eylül 2008’de $50 milyar dolara satın aldı.
• İskoç Bankacılık Grubu HBOS, 17 Eylül 2008’de İngiliz Lloyds TSB’e satıldı.
• Lehman Brothers 15 Eylül 2008’de iflasını açıkladı. Bu iflasın açıklanmasında federal hükümetin bailout’u reddetmesinin etkili olduğu söylendi
• Eylül 2008, Federal Reserve AIG’ye 85 milyar dolarlık acil borç verdi. AIG, bu borcu varlıklarını satarak ödeyecek. Bu borçlanma AIG’nin %79.9’luk hisselerinin Amerikan Devletinin eline geçmesi anlamına geliyordu.
• Eylül 2008’de Washington Mutual iflasını açıkladı.
• 29 Eylül 2008’de İngiliz bankası Bradford & Bingley İngiliz Hükümeti tarafından kamusallaştırıldı. Hükümetin bankaya ait 50 milyar euroluk mortgage ve borçlarını üstleneceği, mevzuat ve diğer işlemlerin ise İspanyol Santander’e satıldığı bildirildi

gultaslky (30, İstanbul, Akademisyen) - 2009-08-26 03:04:16


her türlü kriz wr anlamdım gitti tüketime dewam ama

sesa (26, İstanbul, Endüstri Mühendisi) - 2009-08-26 03:31:47